Ne Yazmışım

9 Kasım 2010 Salı

KAYIP KELEBEK - 1.Bölüm

Saatler akşamüstünü göstermeye başladığında gökyüzüne karanlık perdeler çekilmiş gibiydi. Puslu, kışla bahar arasında kalmış bir hava insanı içine içine çekiyordu.


Yoğun ve bıktıran bir trafik, arabaların farları sabırsız sinirli gözler gibi parlıyordu caddede.

Zeynep, arabasına binerken sessizdi, arkadaşlarına yarım ağız iyi akşamlar dilemişti.

Sözlerine dikkat etmediği bir şarkı çalıyordu arabasının radyosunda.Ön camda uçuşan sileceğe sıkıştırılmış otopark fişi , iri bir kelebeğin kanatları gibiydi. Dalgındı, farkında bile değildi. Camın önünde çırpınan kağıdın.

Dönüş yolu üzerindeki ikinci trafik ışığına yavaşça yaklaşırken sağındaki kaldırıma oturmuş silüeti gördü ve her akşamki tanıdık görüntü diye geçirdi içinden.

Trafik direğinin bulunduğu yüksekçe kaldırımda saçı sakalı birbirine karışmış, başında yırtık yün bere, eski püskü bir paltoya sıkıca sarılmıştı. Üşümemek için bedenini iyice içine kapamış küçülmüştü. Parmakları açıkta eldivenler ellerinde. Kirli ve sarhoş bir görüntüsü vardı yaşlı adamın.

Zeynep, kırmızı ışıkta daha kırk beş saniye bekleyecek olmanın verdiği o boşlukta adama doğru dikti bakışlarını. Yaşlı adam da gözlerini ondan ayırmadan ona bakıyordu. Yüzündeki acımsı gülümseme ile elleriyle bazı hareketler yapıyordu. Dikkat etmemiş olsa da daha öncekilere benzer hareketler yaptığını hatırladı hayal meyal. Üzerinde durmadı kadın her zaman ki dilencilerden bu da kaldırımın müdavimi diye düşündü. Yanan yeşil ışıkla birlikte kaldırımdaki dilenciyi arkasında bırakarak uzaklaştı.


Oldukça yoğun bir gündü ve evine adımını attığında günün ağır yorgun giysisini üzerinden sıyırıp atacaktı. Hiçbir şeyi düşünmeden saçma sapan dizilerden birine dolayacaktı kendini.

Eve girer girmez elindeki çantayı portmantoya savururcasına bıraktı. Üzerini değişip pijamalarını giydi. Mutfaktan aldığı birkaç paket abur cubur yiyecekle televizyonun karşısına geçti. Ekrana bakıyordu ama sadece görüntülere. Aklı o her akşam çıkışlarında yolunun üzerindeki yaşlı adama takılmıştı. Neden hep aynı saatlerde oradaydı. kimdi, neden dileniyordu ki.? Belki de sıradan bir dilenciydi, bir şişe şarapla ısınan evsiz kimsesiz biriydi.

Kendince yorumlar yaparak bir süre zihnini yordu.

Televizyonda keyfine göre bir şey bulamamıştı. Önceki gün aldığı ve henüz bir sayfasını bile okumadığı kitabı koyduğu rafta bularak yatağına uzandı. Kitabının kapağını açtı selamlarcasına gülümsedi ilk sayfaya. Seviyordu bu yazarı, anlatımından etkileniyor, başladı mı bırakamıyordu elinden.

–uyuyana kadar. Dedi içinden uykusuna ve kendi kendine söz verir gibi.

Sabah uyandığında kitabın elinden yatağının kıyısına düşmüş olduğunu gördü. Alıp kaldığı kısma ayracını koyup kaldırdı.


Günlerden Cuma derken içindeki enerjiyle –benim günüm kötü geçemez, geçmemeli . Dedi gülümsemesi baktığı aynada çoğaldı.

Bu enerjisi gününe ve çevresine de yansıdı..Hatta çayını höpürdeterek içen Numan Bey e aldırmıyordu. En sevdiği kahve fincanını kırıp üzgün üzgün gelen mutfak görevlisine bile sağlık olsun, önemi yok dercesine göz kırptı.

Gün içinde yapılan küçük toplantılarda da pek sorun yoktu, ya da o sorun etmemişti bugün nedenini anlamadan.


Her akşam birkaç saat geç çıktığı ofisten bugün biraz erken cıkmıştı. Radyosundan yükselen bir şarkıya eşlik ediyordu. Trafik ışıklarına yaklaşıp yavaşladığında –Acaba orada mı ? diye düşündü kısa bir an. Biraz ilerleyince dün akşam bıraktığı görüntüyle adamı gördü. Bu defa adamın her akşam elleriyle yaptığı aynı hareketlere dikkatlice baktı kırmızı ışıkta beklerken. İşaret ve orta parmağını önce kendi gözlerini sonra kendisine doğru gösteriyor, ardından sağ eliyle göğsünü sol kısmına avucunu dayıyor ve sonrasında üşüdüğünü belli edercesine sıkıca kendine kapanıp küçültüyordu bedenini. Çatlamış dudaklarının kıpırtısından bir şeyler konuştuğunu anlıyordu ama duymadan.

Adama dalmış, yanan yeşil ışığı fark etmemişti, arkadaki aracın sinirli korna sesiyle aniden irkildi. Ve hızla hareket ederken dikiz aynasından adama bir süre baktı.

-Kimdi, ne anlatmaya çalışıyordu o hareketlerle , neden kendisini işaret etmişti. Nasıl bir hikayesi vardı ki, neden hep oradaydı. Nasıl oluyordu da her defasında denk geliyordu. Hep orada saatlerce duruyor olamazdı. O işaretleri herkese yapıyor olmalı bu da dilenmenin bir yolu herhalde sadece bana neden yapsın ki dedi içinden hem ürktü hem anlama veremedi aklından geçenlere.

Hafta sonuna güzel planlar yapmıştı, dolu dolu geçirecekti. Geçen gün Hülya nın dışarı çıkma ve sinema teklifini geri çevirmişti, telafi için iyi bir zaman diye düşünüp telefona yöneldi. Sinemadan sonra alış veriş yaparlar hatta zaman kalırsa yemek bile yiyebilirlerdi. Zaten Hülya ile birlikte olmaktan her zaman keyif alıyordu.


1.bölüm sonu

 
Semra Arıkan- mart 2010
 
 
 
KAYIP KELEBEK – 2



O hafta sonu Hülya, Zeynep’e geldi. Daha önce defalarca konuşup bir türlü gerçekleştiremedikleri sabah kahvaltısıyla başladılar güne. Kahvaltının ardından kahve ve gazete ile uzattılar süreyi. Açık olan televizyonda dönen magazin haberlerini kendi çevreleriyle de birleştirdiler.


Öğleden sonra hazırlanıp mağazaları gezdiler. Sevgililer Günü kampanyaları devam ettiğinden iki sevgilisiz olarak alışveriş yaptılar ve aşkı yaşayanları izlemek için vizyondaki aşk filmlerine göz atıp birinde karara varıp sinemaya girdiler.


Aşkı dalgasına katan ne varsa Hülya’nın da Zeynep’in de ilgisindeydi.Filmde aşkın zirve yaptığı sahnelerde gözyaşlarını tutamadılar. Aşktan herkesin bir hikayesi olduğu gibi onların da vardı. Kimin acısı kimden üstün veya kim aşkı gereğince yaşadı tartışılamaz tabi. Hülya; sevdiği adamı illet bir hastalığın elinden koruyamamış toprağa emanet etmişti. O aşkını öyle derinlerinde yaşatıyordu hala.


Zeynep. O ise delice severken terkedilmişti. Üstelik neden diye sorma şansını bile bulamadan. Kendine,yaşama küstüğü uzun zamanlar olmuştu . İnsanın birini yaşam boyu kaybetmenin tesellisi oluyordu da nedensiz yere kaybedişlerin cevapsızlığında yaşamanın tesellisi zor oluyordu.


Önceleri kalbinde öfke ve nefret örtüsüyle yaşamıştı. İşine, evine, arkadaşlarına sahip olduğu ne varsa yansıyordu üzerlerine. Fakat içindeki kötülüğü sürdürmenin gereksizliğini anlamış hayatı olduğu gibi kabul etmişti. Ne kadar sızlansa da bir şeyleri geriye döndüremeyeceğini öğrenmiş yarasının üzerinde dolaşarak kendine, yalnız kendine zarar verdiğini görmüştü. Bu ruh halini kendinden sıyırmak için insanlar içinde geçirdiği süreleri uzatmaya başlamıştı. Önüne gelen ‘yeni’ye dair ne varsa değerlendiriyordu. Mesleğiyle ilgili seminer ve kurslara katılıyor, sosyal kulüplere üye oluyordu. Ve bunları yaparken kendiyle daha barışık yaşıyor, çocuklar gibi egosuz davranıyordu. Aşkın kör bir tuzak olduğunu düşüncesiyle zaman zaman önüne gelen bu duygudan hep kaçıyordu.



Pazar akşamı eline kitabını alıp uzandığında güzel bir hafta sonuydu diye geçirdi aklından. Yarın koşturmaca kaldığı yerden devam edecek. Yeni pazarlama müdürüyle toplantılara girip çıkacaklar. Pazartesiyi düşünmemeye karar verdi ve satırlara bıraktığı gözlerinin ağırlaşmasına karşı koymadı.


* *

“Zeynep?”

Ertesi sabah ofisine yürürken Hakan’ın kapısı açık odasından adını duydu. Henüz tam açılamamasına rağmen bir gülümsemeyle döndü geriye. Zaten her zaman gülümseyen bir yüzü olurdu Zeynep’in.


“Günaydın Hakan”


“Günaydın, nasılsın?”

“İyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın?”


“Ben de iyiyim, sağ ol! Oturmaz mısın bir kahve içelim?” Zeynep, Hakan’ın bu sabah jestine gülümseyerek karşılık verdi yine. Hem haftanın ilk gününün verdiği isteksizlik hem de hala uyku isteği yüzünden yönelmedi ofisine. Paltosunu çıkarıp sandalyenin kenarına iliştirdi. Hakan, ahizeyi kaldırıp tek numarayı tuşlayarak onun kahvesini söylemişti bile. Zeynep oturana kadar onu izledi.


“Erkencisin?”


“Sayılmaz, ben de yeni geldim. Dün hava güzeldi, eve girmedik. Yorulmuşum.”


“Biz de öyle. Hülya ile dolaştık biraz. Alış veriş, sinema derken akşamı ettik.”

“Ne güzel!”

Kahveler gelmişti, Hakan hangi filmi izlediniz diye sorar sormaz Zeynep filmi anlatmaya başlamıştı. Bütün dikkatiyle dinliyor Zeynep’in anlattığı komik sahnelere içtenlikle gülüyor arada kendi esprili yorumlarını katıyordu. Zeynep, onun kendisine olan ilgisini açıkça görüyordu, ancak onun hissettiği duygulara karşılık veremiyordu. Hakan’ı her zaman iyi bir arkadaş olarak benimsedi ve öyle sürmesini umuyordu.


Hakan ise Zeynep’le tanıştığından beri ona gizli bir aşk besliyordu. Onu tanıyanların Zeynep’in başından yakın zamanda bazı trajik olayların geçtiğini anlatması Hakan’ın kendisini istemeden geri çekmesine neden olmuştu. Zayıf zamanlarından faydalanır gibi görünüp üstüne bir de başarısız bir ilişki yaşarlarsa arkadaşları arasındaki saygınlığının kaybolmasından çekindi. Bazen duygularını su yüzüne çıkardığında Zeynep in suskun tavrından etkileniyor kaybetme korkusunun verdiği ürkeklikle susuyordu.


Zeynep’in konudan konuya atlayan sabah sohbetlerinden sonra aklına akşam evine dönerken trafik ışıklarında gördüğü adam geldi. Bunu Hakan’a anlattı. Önce bu hikayeye Zeynep’in baktığı ciddilikte bakmadı ancak iş çıkışı kendisiyle gelme önerisini geri çevirmedi.


* *

Akşam sözleştikleri saatten önce hazırlanmış olan Zeynep, Hakan’ın odasının kapısına gülümseyerek dikildi. Hakan önce Zeynep’e sonra saatine baktı.


“Evet biliyorum biraz erken ama hadi çıkalım az kaldı zaten.” dedi yüzündeki gülümsemeyi çoğaltarak


“ Peki öyle olsun iki dakika ver bana.” dedi Hakan da aynı cömert sempatik konuşmayla.


Yola çıktıklarında Hakan onunla konuşacağını, neler söyleyeceği üzerine de düşündüğünü söyledi, Zeynep için ise tanışma şeklinin pek önemi yoktu. Şu içindeki esrarlı perdeyi aralasa sanki aydınlanacaktı zihnini kurcalayan o meraklı oda.


Işıklara yaklaştığında Zeynep heyecanla seslendi.


“İşte orada, gördün mü?”


“Evet, sakin ol. Durunca tepki verecek mi bakalım? Sonra sola dönüp karşıdaki binanın yanına yanaşıp durursun.” dedi


Zeynep, söylenileni harfiyen yaptı. Arabayı durdurdu.


“Para istemezse vermeye kalkma sakın belki dilenci değildir, birinden para alırken hiç görmedim.”




İkinci Bölüm Sonu



Semra Arıkan /  mart2010



 
 
 
 

Hiç yorum yok: